top of page

Özgürlük mü, İşkence mi? "En İyisini" Aramaktan Vazgeçmediğiniz Sürece Asla Mutlu Olamayacaksınız

  • Yazarın fotoğrafı: Onur Kızılkan
    Onur Kızılkan
  • 16 saat önce
  • 2 dakikada okunur
devasa beyaz arşiv rafları arasında küçücük kalmış kişi. seçenek bolluğu ve mükemmeliyetçiliğin yarattığı ezici hissi anlatan konsept görsel

Senaryoyu çok iyi biliyorsunuz: Yorucu bir günün ardından eve geldiniz. Tek istediğiniz güzel bir yemek yemek ve kafanızı boşaltacak bir film izlemek. Uygulamayı açtınız. Önünüzde yüzlerce restoran, binlerce film seçeneği var.

Mantıken "Özgürsünüz", değil mi? İstediğinizi seçebilirsiniz. Ama pratikte "Tutsaksınız".

Hamburgere bakarken aklınız pizzada kalıyor. Pizzaya bakarken "Ya suşi daha taze geldiyse?" diye düşünüyorsunuz. Puanlara bakıyor, yorumları okuyor, fragmanları izliyorsunuz. Ve 45 dakika sonra... Hala açsınız, yorgunluğunuz iki katına çıkmış ve muhtemelen sıkılıp her zamanki o "garanti" diziyi açtınız.

Kendinize "Neden bu kadar basit bir kararı bile veremiyorum?" diye kızmayın. Sorun sizin iradenizde değil; sorun beyninizin "Mükemmeli Arama" (Maximizing) ayarlarında.


Psikolojide karar vericiler ikiye ayrılır:

  1. Tatmin Olanlar (Satisficers): Kriterlerine uyan ilk iyi seçeneği gören ve "Tamam, bu işimi görür" diyip seçenler. Onlar mutludur.

  2. En İyisini Arayanlar (Maximizers - Yani SİZ): Sadece "iyi" olanı değil, "mümkün olan en mükemmel" seçeneği arayanlar.


Bir Maximizer için; bir şeyi seçmek, diğer tüm seçenekleri öldürmek demektir. Siz o İtalyan filmini seçtiğinizde, izlemediğiniz diğer 1000 filmin "daha harika olma ihtimalinin" yasını tutarsınız. Bu yüzden seçim yapmak, sizin için bir kazanım değil, bir kayıptır.

Eskiden sadece iki çeşit peynir varken, birini seçip mutlu olurdunuz. Şimdi rafta 50 çeşit peynir var. Hangisini seçerseniz seçin, marketten çıktıktan sonra içinizde o kurt kemirmeye devam eder: "Acaba o diğer, trüf mantarlı olan daha mı güzeldi?"

Seçenek sayısı arttıkça, beklentiniz de artar. Ve beklenti o kadar yükselir ki (kusursuz film, kusursuz partner, kusursuz yemek), gerçeklik asla o beklentiyi karşılayamaz. Sonuç: Kronik hayal kırıklığı.


gece geç saatte lüks bir koltukta başını ellerinin arasına almış, tükenmiş kişi. laptop ekranında açık kalan sekmeler ve karar yorgunluğu görseli.

Şunu unutmayın: Beyninizin günlük sınırlı bir "Karar Verme Enerjisi" vardır. Sabah ne giyeceğinizi, öğlen

ne yiyeceğinizi, akşam ne izleyeceğinizi seçerken kılı kırk yararsanız; pilinizi tüketirsiniz.

Bu duruma "Analiz Felci" (Analysis Paralysis) diyoruz. Yemek seçerken harcadığınız o 40 dakika, aslında sadece zamandan değil; hayat kalitenizden, sabrınızdan ve huzurunuzdan çalınan 40 dakikadır.


Bu zihinsel hapishaneden kaçmanın tek bir yolu var: Standartlarınızı Bilinçli Olarak Düşürmek.

  1. %80 Kuralı: Hedefiniz %100 mükemmel seçim değil, %80 tatmin edici seçim olsun. Mükemmel, iyinin düşmanıdır. "Yeterince iyi", harikadır.

  2. Seçeneği Sınırla: Kendinize yapay sınırlar koyun. "Sadece 4.5 puan üzerine bakacağım ve ilk çıkan 3 seçenekten birini alacağım." Seçeneği azaltmak, beyni özgürleştirir.

  3. Kararı Geri Alınamaz Kılın: Siparişi verdikten veya filmi açtıktan sonra "Acaba?" diye geriye bakmayı kendinize yasaklayın. Araştırmalar, kararını sorgulamayan insanların (koşullar daha kötü olsa bile) daha mutlu olduğunu gösteriyor.


Hayatta "En Doğru Seçenek" diye bir şey yoktur. Sadece "Sizin Seçtiğiniz" ve sonucunu yaşadığınız seçenek vardır.

En kötü film bile, kararsızlığın o soğuk bekleme odasında saatlerce fragman izlemekten daha iyidir. Bugün hayatı izlemeyi bırakın ve o "Play" tuşuna basın.


 
 
 

Yorumlar


alt banner ok.jpg

 "İnsanı, bedenen ameliyat etmek için uyutmak, 
ruhen ameliyat etmek içinse uyandırmak gerekir..." 

 Tolstoy 

Maidan İş Merkezi C blok daire : 61 
Mustafa Kemal mah. 2118 cad.  Çankaya/Ankara

Tel: +90 850 474 00 39 

E-Posta: kizilkan@yahoo.com

logo transparan zemin dişi logo.png

Takip Edebilirsiniz

​© 2024 by Split Medya. All Rights Reserved.

bottom of page